Ben de Vanlıyam!

Van Depremi'nde yıkılan Bayram Otel hakkında...

Van'a ilk kez 1977 yılının Ağustos ayında gittim.

Jeofizik mühendisi olan ağabeyim Ömer, o yıllarda İller Bankası'nda çalışıyordu ve illere, ilçelere, kasabalara sondaj yaparak içme suyu çıkaran bir ekibin başında idi. Bu teknik ekip 25-30 kişiden oluşuyordu. Sondaj makineleri, kamyonları, pikapları, araçları, çadırları, teknik alet ve edevatı ile tam teşekküllü idi. Bazen bir ay bazen 3 ay, sondaj kuyusu adedine göre bazen daha da uzun süreler gittiği yerleşim yerinde kalıyorlardı. Van'ın Alpaslan Anadolu Öğretmen Lisesi'nin bulunduğu göl kıyısındaki yarımadada sondaj yapacaktı ekip.

"Bayram Benim Neyime / Kan Damlar Yüreğime"
İstanbul'dan Van'a 34 saatlik bir otobüs yolculuğundan sonra ulaşarak ekiple buluştum. Sanırım ekibin ihtiyaçlarını karşılamak, Van İller Bankası'ndaki resmi işlemleri yapmak için 2 gün Van'da kalmıştık. Bu arada ağabeyimle Bayram Otel'de konakladık. Bayram Otel 9 Kasım akşamı saat 21:23'te, 5.6 büyüklüğündeki bir depremle yıkılan otel... O zamanlar kentin en büyük binalarından biri ve tek büyük, modern oteli. Ünlü Van Kahvaltısı'nı da o zamanlar keşfetmemize vesile olan yer.
 

Sonra Erciş yolu üzerinde, Van Gölü kıyısında bir yarımada üzerinde yer alan, Van'a 82 km, Erciş'e 18 km uzaklığındaki Alpaslan Öğretmen Okulu yerleşkesine vardık. Alpaslan okulu 1948 - '49 öğretim yılında Ernis Köy Enstitüsü olarak kurulmuş, sonradan öğretmen okuluna, şimdilerde ise Anadolu Öğretmen Lisesi olarak kullanılan bir okul. Ernis, okulun yakınındaki köyün adı. Şimdi adı değiştirilmiş ve Ünseli olmuş!.. Ernis; ünlü romancımız Yaşar Kemal'in de köyü. Ermeni zulmünden kaçmak için köyü terk ediyor 1. Dünya Savaşı yıllarında Yaşar Kemal'in ailesi. Uzun, çileli bir yolculuktan sonra Adana'ya varıyorlar.. Neyse bu ayrı bir yazı konusu. Yaşar Kemal bu kaçışı yazılarında anlatmıştır..

Bizim sondaj ekibi okul binalarına yerleştikten sonra çalışmaya başlıyor. Ben yaz tatilinde gitmişim Van'a.. Sanırım kaldığım 15 günlük sürede, Van Gölü'nün sodalı sularına girerek pırıl pırıl bronz bir cilde sahip olmuştum. Göl kıyısındaki Erciş, Adilcevaz, Ahlat, Edremit gibi yerleşim yerlerini gezmiştik. Muradiye üzerinden Çaldıran'a oradan da İshakpaşa Sarayı üzerinden Doğubayazıt'a geçmiş, Ağrı'da 1 gece konakladıktan sonra Patnos, Erciş üzerinden tekrar Alpaslan'a dönmüştük. Bazı günler yaylaya çıkardık. Yaylaların güzelliği, Siirt ve Van battaniyelerine yapağı veren binlerce mor Van koyunları dağların süsüydü o zamanlar. Şimdi ne o koyunlar ne de çobanlar kalmış. Van'ın insanları, otantik yapısı, kültürü, tarihi yerleri, kaleleri bizi büyülemişti. Van hala güzel ve yaşanası bir yerdir benim için.

Muradiye - Çaldıran'da da 1976 yılında deprem olmuş 3.500 kişi yaşamını yitirmişti. 1977 yılında "Deprem Evleri "olarak yapılan evleri(!) görmüş, halkın o evlere girmediğini hatta hayvanlarının bile kalmadığını tespit etmiştik. Ankara'dan, Çaldıran'ın yaşama biçimini algılayamamış bürokrat teknik elemanların çizdiği projeler ancak görev savmak için yapılmış bir işten öte gitmemişti. Uçsuz bucaksız Çaldıran ovasında hala eski paslı mızrak uçları bulmak mümkündü o yıllarda. Deprem bölgesi olduğu belli bir alana devlet bir türlü sağlam, o yöre insanının davranışına uygun kullanışlı güzel konutlar yapmayı yaptırmayı hala beceremediğini 2011 yılında yeniden görmek çok üzücü bir durum.

Van Siyasetçinin Kayırmasının Acısını Çekiyor
Bu Van bölgesi devletin Yapı Denetim Yasası dışında idi 2011 yılı başına kadar iyi mi? Şimdi siyasetçiler ve bürokratlar deprem sonrası yine "mış gibi" davranarak yaraları sarmaya çalışıyorlar güya!.. Ama hepsi sonuçla, yıkıntı ile, ölü ile, yaralı ile uğraşıyor. Oysa uğraşması gerekli konu SEBEP!.. Sağlam, yıkılmayacak, içinde yaşanacak, çalışılacak binaları yaptırmalıydı Devlet. Bakın yaptırdığı, hak edişini imzaladığı binalara; okullara, yurtlara, hastanelere.. Hep yıkılıyor, sürekli yıkılıyor!.. İyi de bunları yapan, yaptıranlar hakkında devlet hala kılını kıpırdatmıyor.. Dışarıdan Veli Göçerler arıyor.. Devletin müteahhitleri, mühendisleri nerede peki? O yıkılan yurtları, okulları, hastaneleri kimler yaptı? Onlardan neden hesap sorulmuyor ki?
 

Van insanı haksız yere bir acıyı yaşıyor. Siyasetçinin, iktidarların ihmalinin, savsaklamasının, hırsızlığının, rüşvetinin cezasını Van halkı canı ile ödüyor. Reva mı bu? Dün İstanbullu, Gölcüklü, Çaylı, Düzceli, Avcılarlı ödemişti.. Bu gün Vanlılar ödüyor.. Yarın kimler ödeyecek?

"En Sağlam TOKİ Yaparmış!"
Neymiş Devlet hızla TOKİ marifeti ile konutlar yapıp ihtiyaç sahiplerine verecekmiş. "TOKİ'nin yaptıkları sağlammış!.." Emin misiniz? TOKİ evleri daha Hakkı Teala'nın testinden geçmedi.. Ne demek TOKİ'nin yaptıkları sağlammış? Zaten haksız rekabet yaptığı yetmiyormuş gibi bir de "Sağlamlık" konusu kullanılarak halkın duyguları sömürülüyor. Bu ülkede yapılan her yapı sağlam olmak zorunda. Devlet bunu yaptırmak mecburiyetinde!.. Hem çürük yapı yapılması koşullarına göz yumuyor, hem de "TOKİ Sağlam yapıyor" diye aradan parsa toplayan bir davranış sergiliyor!.. 2011 yılı başına dek burada yapı denetletmeyen, hala kendi kamu yapılarını denetim dışında tutan bir devlet TOKİ'nin vicdanına mı teslim oldu?
 

Van hak etmediği bir acıyı yaşıyor. Nafile, fuzuli, boşu boşuna bir acı bu.. Önlenebilir bir acıydı bu.. Ama Ankara'nin, siyasetçinin, iktidarların Yapı konusuna yaklaşımında zerre değişiklik yok. Ülke yeni acılara açık vaziyette binmiş bir alamete, o hızla gidiyor..

Çözüm ne; Çözüm akılda, bilimde, teknikte, dürüstlükte, çalmamakta, sömürmemekte, doğru denetlemekte, kayırmamakta.. Gelin görün ki bu konuda adım atan yok!.. Koskoca Türk yapı sektörü TOKİ'ye kaldı ise vay memleketimin haline!..



Kullanıcı Girişi