Mimar Sinan'ın YIKIMI

Mimar Sinanla Guzel Sanatlarla ilgili...

Geçtiğimiz hafta sonunun öncesi neredeyse içi boş bir email aldım. Mesaja bir dosya ekliydi. Açtığımda Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin bir imajını buldum. İçerisi savaş alanıydı. Toz duman içindeydi her yer. Kolonlara çarpılar konmuş, bazı borular ortaya çıkartılmış, mermer döşemeler kalkmıştı. Bu eski bir fotoğraf mıdır, acaba ilk restore edildiği yıllardan Sedad Hocalar'dan kalma birşey midir derken, aslında imajın geçtiğimiz birkaç gün içinde alındığını anladım. Daha sonra Facebook'ta bazı imajlar paylaşıldı bazı öğrenci arkadaşlar tarafından. Ürkütücüydü. İş ciddileşti. Neler oluyordu. Saşkınlığım daha da arttı. Ve arkadan yeni yapılacak (güçlendirme) proje(si)nin maket imajları Facebook'ta paylaşıldı bugün... Tam 82 imaj. Eski halinin, yeni halinin yan yana getirildiği çiftlemeler, yakından uzaktan, kuş bakışı, havadan ve yerden... Bana yazan bir öğrenci arkadaşım şimdi çoğu kişinin tatilde olduğu Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'ne gittiğini her yerin inanılmayacak şekilde tozlu olduğunu, tozdan gözleri şişmiş bir çalışan ile konuştuklarında daha da kafasının karıştığını çünkü çapraz konulan yerlere (güçlendirme) perdelerin geleceğini ve etrafta çok sayıda çaprazların olduğundan söz etti. Çarpılar deyince aklıma kapılarda da var mıdır sorusu geldi. Bir an, ne de olsa eski mekan olmasındandır, aman benim kürsü Bina Bilgisi'ne de bir çapraz atmasınlar, o da kim vurduya gitmesin diye geçti... Tabii bu tarjedi de şaka bir yana ama nutkum tam anlamı ile tutulmuştu. Hele bir ana giriş holünün karanlıklar arasından alınmış bir imajı vardı ki... Dondum, kaldım eminim bu günlerde giren, olanları gören kişiler, öğrenciler, hocalar gibi. Ama niye hala bu sessizlik etraftaydı. Çıt çıkmıyordu. Enteresan olan bu resimlerde çalışan bir iki kişi ya gözüküyordu ya da hiç kimse yoktu. Ortalık metruk bir haldeydi. Nasıl derler... nedense içime bir kurt düştü. Tabii ki eminim buradaki iç düzenlemenin planını projesini bilenler herşeyi ince hesaplamıştır. Ama yine de aklıma hemen üç ay sonra bu iş biter mi. Öğrenciler öğretmenler nereye gidecek sorusu takıldı. Tatil öncesi bıraktıkları yerlerine dönebileceklermiydi. Yok dönerlerse o toz toprak içinde nasıl eğitim sürdürülecekti. Ve diğerleri onları takip etti. Elbette hayal etmenin sonu yok böyle görüntülerle karşılaşınca. Yoksa bütün bu gördüklerim her nasılsa Akademi'nin yerini terk etmesi için başka bir yere gitmesi için miydi. Yani kısacası bir oyun muydu bütün bunlar... Ama ne çeşit bir oyun...

Bir oyunda perdeler biribirini kovalar, açılır kapanır ve sahne alanlar olur. Hala o çok anlamlı isminin neden değiştiğini bir türlü anlayamadığım eski Akademi yani eskinin Güzel Sanatlar Akademisi, yani bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi de sahnelerin sahneler üzerine geldiği bir yer, her anından öğrenilecek bir yer, hatta kendisi yıkım halinde olsa bile...Ben ise kendimle ilgili bir anakdotu anlatayım ve perdeyi kapatayım, ya da sahneyi diğer alacaklara bırakayım.

Öğrencilik bitmiş hocalık başlamış. Seksenler'in başı. Bina Bilgisi Kürsüsü'ne asistan olarak girmiştim. Yani masanın bir tarafından karşı tarafına geçmişim. Bizim Bina Bilgisi'nde bir tashih günü. O gün tashihe gelemeyen bir hocanın yerine, kürsüsünün tam karşısında o zaman açık olan orta mekanın karşı sınıfında (ki eskiden o bölümlerde uzunlamasına giden boşluğun haçvari uzantılarıydı) bekleyen öğrencilerin karşısına kürsüdeki bir hocanın beni yollamasıyla gitmiştim. Elim ayağım tutulmuştu ilk dakikada... Ve tek yaptığımız küçük masalarla büyük bir kare masa oluşturmak, masayı da hafif ekseni dönük biçimde tam ortaya yerleştirmek ve etrafında yaşamımda karşımda olan ilk öğrencilerimle sohbet etmek ve onları dinlemek olmuştu. Neler neler anlattılar. Neler neler öğrendim. Bir kağıt almıştık ve hepimiz isimlerimizi farklı doğrultularda dekonstriktivist biçimde yazmıştık spontane kimin sırası gelip konuştuysa. Bu tashihte yaptığımız en önemli şeylerden biri de aşağıdan, bütün okula yıllarca çay yapan, öğrencisinden hocasına hepimizin çok öğrendiği sembol olmuş, çayhanesinin kapısında bakır levha üzerine "Çay Kürsüsü" yazan Ahmet Amca'dan, çay almak ve öğrencilerle birlikte içmek olmuştu. Bir de hocalık kariyerimde öğrencilerin karşısında geçirdiğim birkaç saatlik ilk günde, onların etrafta olan bitenle ilgili yorumlarından, mimarlıkla ilgili yorumlarından şunu öğrenmiştim. Öğrenciler gerçekten her şeyi apacık görüyorlardı. Her şeyin adeta röntgenini çeken sessiz kalabalıktı. İşte o zaman onlardan çok şey alacağımı anladım. Onlara kendimi dinletmek yerine onları daha çok dinlemek gerekiyordu. Hepsi ayrı bir dünyaydı. Dünyalar arasındaydım. Yürekleri hesapsız açmak, insanın kendisi gibi olması gerekiyordu. Hayat boyu bir okulda onlarla birlikte okuyacaktım. Keyifli, sanki yüzlerce yıllık bir okul. Her günü yenilenen, her günü ayrı bir macera olan, her zaman karşılarına gittiğimde neredeyse yaptığım işin heyecanından adeta dizlerimin titrediği bir okul, okul içinde bir okuldu akademi ve değişen isimleri ile yine akademi. Ve haklı da çıktım o bugün duvarlarında duvarlarında, kolonlarında çaprazlar olan okulumun, eski akademinin mekanlarında ve daha sonra da başka başka okullarda, yine öğrencilerle...

İşte bu mektubu yazmamın nedeni de sezgilerine çok güvendiğim öğrenci arkadaşlarımdan gerek yazışarak gerekse internetteki paylaşımlardan aldığım sinyal oldu. Onun için bu sabah oturup yazmaya şimdi okuduğunuz satırları yazmaya çalıştım.

Buranın projesini Sedat Hoca (Sedat Hakkı Eldem) yapmıştır. Eski Güzel Sanatlar Akademisi sonra Mimar Sinan Ünversitesi sonra da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan şimdiki binanın projesiydi bu. Müthiş rafine tül gibi bir plandı Sedat Hoca'nın yaptığı. Geçirgendi. Tül perdeler arasıdan geçiliyor gibiydi. Uzun narin kolonlarının ritmi, boşlukların dolulukların ritmi sarardı iç dünyasını. Uzunlamasına giden birkaç çizgiyle yapılan bir mucizeydi bu kısıtlı alanda, böyle zorlu bir mekanda eski bir sarayı böyle modern hale getirmek. Koridorlarında yürüdükçe mekanlar açılırdı sağa sola. Boydan boya, bir baştan bir başa dürbün gibi sanki ışıkların altında bitmez derin, büyülü mekanda olduğunu insan hissederdi. Bunu tashihler bitip akşama doğru koridorlarda yürürken daha da hissederdiniz, kanımca Sedat Hoca'nın kariyerindeki en önemli projelerden birinde. Orta sofalar, ortak çalışma kenaları, koridorların üstü, mekanların arasındaki aydınlıklar daha doldurulmamıştı daha o zamanlar. Ki ondan sonra da zaten bambaşka bir okul oldu mekan doldurmalarıyla, fazla öğrenci almaların getirdiği zorlamalarla.

Mimarlıkta dahil sanat kurumlarının en eskisi olan bu bina, tarihi bir eserdir. Kanımca eğer gerçekten burası elden geçirilecekse ilk yapılacak is bu bina nasıl eski haline getirilebilir olmalıdır. Depreme karşı dayanıklılığı da orijinal estetiği bozulmadan yapılmalıdır. Anılarla yüklüdür her yapılan bırakın içindeki öğrencilere ve hocalara tartışmak için açılsın, bu ülkede yaşayan sanatla ve mimarlıkla ilgili profösyonelleri ve kamuoyunu ilgilendirir. Herşey projesiyle, takvimi ile apaçık olmalıdır ve her anı ile tartışmaya açılmalıdır. Bu boğaz kıyısındaki Akademi çizgisi boğaz kıyısında tekrar eski yerine tekrar çizilmeli, bir daha bir daha en doğrusu yapılmak üzere çizilmeli ve eski hali ile iç dünyası ile yerli yerine oturtulmalıdır. Bütün anıları ile ve bütün değerleri ile yerli yerine oturtulmalı. Yani ... bu eser... çok hassas bir şekilde ... korunmalı...dır.



Kullanıcı Girişi