(Ne) Yerel (Ne de) Seçim 2014

26 Ocak 2014 tarihinde Sinan Erdem Spor Salonu'nda gerçekleşen AKP İstanbul Aday Tanıtım Toplantısı sırasında çekilen bir kare kamuoyunda oldukça tartışıldı: İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş, kürsüde konuşan Başbakan'ın karşısında, ellerini iki yanına uzatmış, hazır ol vaziyetinde, hafif öne eğik bir şekilde duruyor. Topbaş'ın bu görüntüsü, Twitter'da 'Başbakan'ın karşısında duran adam' esprilerine yol açarken sanki 15 milyonluk bir megapolün seçilmiş belediye başkanı değil de itaatkar bir memur izlenimi yarattı. Kimilerine göre 'talihsiz', kimilerine göre de iktidar partisinin yerel yönetim/yerel seçimlerden ne anladığını ve merkez-yerel ilişkilerinin almakta olduğu hali açık bir şekilde ortaya koyan 'samimi' bir andı.

AKP'nin gerek yerel seçim kampanyasına gerekse de aday tercihlerine baktığımızda aslında yerelin adının pek de geçmediği görülecektir. 'Proje', 'eser', 'hizmet', 'inşaat', 'kalkınma' gibi anahtar kelimelerle, yerel yönetimi aslen teknokratik/bürokratik bir mecraya, performansını yapılan icraata, icraatı da dökülen betonun metreküpüne indirgeyen bir yaklaşım göze çarpmakta.

Başbakan, yerel seçim kampanyası boyunca 81 ilin belediye başkan adaylarını meclis, spor salonu, açılış töreni gibi farklı ortamlarda gerçekleştirdiği ama jenerik bir program çerçevesinde tanıttı: Bu tanıtımlarda önce her bir il için hazırlanmış kısa videolar gösterildi, sonrasında o şehrin adayı Başbakan tarafından kürsüye çağrıldı, adayın kısa özgeçmişi sunucu tarafından okundu. Sonrasında o ilin parti il başkanı ve milletvekillerini de kürsüye davet eden Başbakan elele tutuşarak seçmenleri selamladı.

Türkiye 'master kentinin' klonlanmış versiyonları

Kısa tanıtım videolarında, o kentlerde yaşayan insanlar ve onların yerel seçimlerden beklentileri yerine buralarda yapılmış / yapılmakta olan (TOKİ, duble yol, okul, hastane, üniversite vb.) icraatların sergilendiği görülmekte. Bu videolar her ne kadar farklı şehirler (yereller) için özel olarak hazırlanmış olsa da, aslında ardı ardına izlendiğinde bu 'yerlerin' birbirlerinden hiçbir farkı olmayan, sanki bir Türkiye 'master kentinin' klonlanmış versiyonları olduğu izlenimini bırakmakta. Çünkü, tanıtımı yapılan kamu binalarının neredeyse hiçbiri, bulundukları yere özgü projelendirilmemiş, neredeyse hepsi de 'Selçuklu Osmanlı Mimarisi' adı verilen tuhaf bir tasarım ile 'kaplanmış' yapılar. Videolarda gösterilen altyapı ve üstyapı projelerinin birçoğu ise doğrudan merkezi yönetimin sorumluluğu altında yapılan, yapılması gereken ve haliyle yerel seçim kampanyasında yeri olup olmadığı oldukça şüpheli icraatlar. Öte yandan, başka partilerden seçilmiş belediye başkanlarının yönetimi altındaki kentlerin tanıtım videolarına buraların seçilmiş başkanlarının 'yerel' icraatlarını da eklemekte bir sakınca görülmemiş (bakınız Eskişehir).

Aday olarak 'atanan' bakanlar

Peki, reklamları geçip aday tercihlerine odaklandığımızda nasıl bir tablo ile karşılaşıyoruz? İktidar partisi, milletvekilliği geçmişi olan 11, il parti başkanlığı yapan 8 kişiyi, 24 ilde de mevcut belediye başkanlarını tekrar, aday gösterdi. Hatay, İzmir ve Gaziantep'te doğrudan bakanlar aday olarak 'atandılar'. AKP'nin yerel ile merkezi yönetim arasında pek de bir fark görmediğinin 'bakan-aday atamaları' gibi bir başka göstergesi ise bürokrat kadrosundan 'aday' gösterilenler: Müsteşar, Vali Yardımcısı, Vali, Bakan Yardımcısı, Başbakanlık Kamu Diplomasisi Koordinatörü, Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısı, Spor Genel Müdür Yardımcısı gibi 13 bakanlık ve belediye bürokratı da adaylar arasında yer almakta. Örneğin, Urfa'da AKP'nin yaptırdığı temayül yoklaması ve anketlerden birinci çıkan, mevcut belediye başkanı Ahmet Eşref Fakıbaba yerine, atanmış bir Vali'nin aday gösterilmesi merkezileşme dinamiklerini gösteren ilginç bir vakaydı. Yine, Mersin'den aday olması yönünde beklentilerin yüksek olduğu eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın yerine kendi yardımcısının aday gösterilmesi de bir başka çarpıcı tercihti. AKP'nin adaylarının yaklaşık %20'si doğrudan bakan-bürokrat kadrosundan seçilmiş. Haliyle yerel yönetimin teknokratik/bürokratik bir mecra, merkezin uzantısı ve yerel seçimin de bir teferruat olarak görüldüğü söylenebilir. Bir başka çarpıcı istatistik ise kadın adayların sayısı: 81 aday içinde sadece 1 (bir) kadın yer almakta.

2014 yerel seçimlerinde iktidar partisi hizmet, kalkınma, icraat retoriğine sıkıştırdığı kampanyası; merkezden atadığı adayları; ve 'güçlü' Başbakan vurgusu ile demokratikleşme ve yerelleşme açısından son derece iddiasız bir profil çizmekte. Aslında merkez tarafından atanan valilerin yetkilerini, seçilmiş belediye başkanlarının görev ve yetkilerini de içerecek şekilde genişletsek, fazladan bir seçim yapma derdinden de kurtulmuş oluruz. Hem de bu şekilde vali ve bakanlar da seçimler için koltuklarını bırakmak zorunda kalmazlar...

Tabi bu durumdan başka bir sonuç çıkartmak da mümkün: Bu kadar baskın bir merkezileştirme dinamiğinin yaşandığı yerel seçimlerde ve de genel olarak belediyelerin bile 'tek parti' zihniyeti ile yönetildiği bu dönemde, merkez ve yerel yönetimlerin farklı partilerden olması, 'demokratikleşme' açısından başlı başına bir 'kazanç' olarak değerlendirilebilir mi? Bu sorumuzu da bir sonraki yazıda açalım.


Kullanıcı Girişi